18 Eylül 2015 Cuma

FOTOBLOG : ICON 2015 COSPLAY ETKİNLİĞİ


Merhabaaa!! yine bir etkinlikle buradayım. Geçen hafta gittiğimiz cosplay etkinliğinden bahsedeceğim. Öncelikle cosplay de ne diyenleriniz için bir açıklık getireyim. Cosplay; olmak istediğiniz herhangi bir karakter (anime, film,çizgi film,vs) kılığına girmeniz anlamına geliyor ve bir meslek halini almış durumda, Cosplaylerini sergileyen kişilerin sosyal medyada takipçileri bir hayli fazla.
Uzun bir aradan sonra İstanbul üniversitesinde yapılan ICON 2015 etkinliği çok renkliydi. İlk bahçeye girdiğimizde bir çok farklı karakteri etrafta görünce kendimi gerçekten fantastik bir dünyada hissettim. Etkinliğin belli bir alanının olmaması da eğlenceli bir detaydı. Büyük bir alana yayılsaydı daha bütünlük oluşturacaktı ama böyle de güzeldi..Ama sosyal tesisler olarak düşündüğüm bina, bahçesi ve çevre alanlar birbirinden ilginç kostümlü insanlarla çevrelenmişti. Benim ilgimi çeken detaylar&gözlemlerimden ; Hazırlanma alanlarının terkedilmişlik havası, eski ve uzun merdivenli geniş koridorlar, eşyaların istiflendiği kapısı kapanmayan odalar bana ''tamam işte şimdi Japonya'da bir yerdeyim'' havası verdi. bu ıssızlık hissini sevdim.

 



Herkesin birbiriyle fotoğraf çekinip eğlendiği bir ortamda biz de beğendiğimiz karakterleri seçip bir sürü fotoğraf çektirdik. Arkadaşım  Ramona Flowers olmuştu.






Bugüne özel bir diğer durum ise havanın son derece kapalı, soğuk ve yağmurlu oluşuydu. Bu tabiiki benim yüzümü fazlasıyla güldürdü. Eylüle girdik hala güneş hala güneş diye söyleniyordum daha düne kadar... tabii yağmur sakinliğini korumadı. Birden bastırınca herkes kapalı alana doluştu. O kadar insan sıcaktan ve havasızlıktan ölüyorduk. Ama yine de güzeldi işte..


Böyle çekiştili çeşitli Anime karakterleriyle dolu bir stand vardı. Posterler, stickerlar, kartlar... Tabiiki sticker aldım.


Son olarak güzel havayı da bırakarak burada noktalıyorum. Görüşmek üzereee ^^








11 Eylül 2015 Cuma

NEOKUDUM: SOPHIE KINSELLA - AUDREY'Yİ BULMAK





Geçen hafta  o çok istediğim kitabı sonunda alabildim. Kişisel gelişim ve kariyer kitaplarına takılı kalmaktan roman okumayalı uzun zaman olmuştu. Alınca da bir hevesle yarısına  kadar okudum.
Sonra da her zaman yaptığım gibi kendimi yavaşlatıp kalan sayfaları 1 haftaya böldüm(:(
Kısaca konusuna değinirsek; Sophie Kinsella'nın ilk gençlik romanı olma özelliği taşıyan ''Audrey'yi bulmak'' Ergenlikteki gençlerin yaşadıkları sorunları ele alıyor. Roman evin içinde bile güneş gözlükleriyle gezen '' iletişim kurmakta -küçük- sorunları olan'' Audrey'in dünyasını bize açmakla kalmayıp audrey'in oyun bağımlısı kardeşini gazete ve internetteki bilgilere her şeyden fazla önem veren endişeli ebeveynlerini de mizahi bir dille önümüze seriyor.
Sanki bir gazetenin kitap ekine yazıyormuşum gibi oldu. Şimdi kendi yorumlarıma geçeyim.

Audrey kitap boyunca ''kertenkele beyni''ile, dışarı çıkıp insanlarla sözsel ve ya temassal iletişim kurmanın zorluklarıyla baş etmeye çalışıyor.Dışarı çıkmıyor, günün büyük bir kısmını  karanlık bir odada televizyon izleyerek geçiriyor Kertenkele beyin tanımlamasını ben çok sevdim çünkü aslında bir insan için çok zor olan bir durum ancak bu kadar sevimli hale getirilebilirdi. Bu benzetmede söz konusu olan beyin kontrolü ele geçirmiş, kuralları kendi koyan beyin demek. Ona hükmedemiyorsun o seni yönetiyor, yapmak istemediklerini büyük korkuların haline getiriyor... Ve eğer onu yenmeyi başaramazsan bir kölesi haline geliyorsun.
 Aslında yazar önemli bir problemi bir gençlik komedisiyle harmanlayarak kitabın trajedi unsurları içermemesini sağlamış. Kitabın arkasını ilk okuduğunuzda '' acaba bu kız neden evin içinde güneş gözlükleri ile dolaşıyor'' diye merak edip, bu merakınızı gidermeye çalışıyorsunuz.

Evet Audrey evin içinde (bile) güneş gözlükleriyle dolaşıyor. Çünkü bazı problemleri var..Bunu başta size anlatmak istemiyor.. Ama sayfalar ilerledikçe bir şekilde öğreniyorsunuz.
Göz kontağı (!) onun için ölüm gibi bu konuyla ilgili bir tanımlamasını çok sevdim. ''Gözler  küçük zararsız jöle kütleleri, hepimizin gözü var. o zaman neden bu kadar rahatsız ediyorlar'' Çünkü gözler içinde bütün bir bedenin vermek istediği mesajı taşır. Ağzımız yalan söylerken veya hislerimizi savuşturmaya çalışırken bile gözler her zaman gerçeği söyler...
 bu bölümleri okurken göz kontağı bence de gereksiz bir şey audrey diyip durdum. Evet hiç hoş değil ve rahatsız edici... bir çift gözün gözlerindeki bütün enerjiyi çekebileceğine inanıyorum çünkü
Audrey'in iyileşmesinde ve kendini bulmasında en etkin rol oynayan kişi kardeşinin arkadaşı
Linus! Linus adeta audrey'in karanlık yolunun ışığı oluyor. Hepimiz zor zamanlarımızda
Bizi düştüğümüz durumdan çekip çıkaracak bir kahraman isteriz. İşte o da böyle bir kişi


Linus kendi yöntemleriyle Audrey'in güneş gözlüklerinin içine sızmayı başarıyor. İlk başta birbirlerine
küçük notçuklar yazarak anlaşıyorlar, sonra yavaş yavaş gerçek iletişim başlıyor
Ayakkabı kontağı da bunlardan biri.

Audrey'in sürekli gittiği psikoloğu ona artık kabuğunu kırması gerektiğini ve dışarı çıkmasını söylüyor. Starbucks'ı öneriyor. Linus Audrey'i starbucksa götürmeyi başaran kişi oluyor



Audrey'in iyileşme basamaklarından bir diğeri de ''benim huzurlu ve sevgi dolu ailem''
belgeseli projesi, Audrey her gün evin içini, evin çevresinde olup biteni kameraya alıyor ve
dış ses olarak kendi olayları yorumluyor. 


Audrey'in kertenkele beyniyle baş etme yöntemi.
Audrey starbuckstan sonra (kitabın son 10 sayfasına kadar güneş gözlükleri gözünde) kendine güven duymaya
başlıyor. Linus yanındayken her şeyi başarabileceğini düşünüyor. İkisi küçük oyunlar oynuyorlar. Audrey herhangi birini seçip onunla konuşmaya çalışıyor falan.. Bu ikisinin ilişkisini gerçekten çok sevdim. Sevdiğim bir bölümü daha ekleyip sonlandırıyorum.







28 Ağustos 2015 Cuma

RAHATLAMAK İSTİYORSANIZ: K-INDIE!!

Bu aralar yeni takıntım K-indie.. Yani kore indiesi.. o kadar rahatlatıcı ve mutlu edici bir özelliği varki, ne zaman kötü hissetsem açıyorum ve anında farklı bir ruh haline bürünüyorum. İyi ki keşfetmişim. K-popda güzelde o da gittikçe amerikan popuna benzemeye başladı. Bu canımı sıkan şeylerden..
K-indie hoş, güzel de benim mevsimsel şarkı huyuma pek uygun düşmüyor. Size de oluyor mu bilmiyorum. Böyle aşırı huzurlu melodisi olan şarkıları yazın dinleyince ziyan olmuş, özelliği kaçmış gibi hissediyorum. Üzeri kirleniyo böyle sanki fkfkfkl o yüzden her ne kadar içm rahat olmasa da güzelim yağmurlu havalarda yollarda dinlenecek şarkıları ben evde vantilatörün karşısında dinliyorum:(
2 hafta bile olmadı kendimi k-indie dünyasına kaptıralı ama yine de zevkle dinlediklerimi paylaşacağım.
 Vanilla acoustic:






Coffee boy: 




Hepsi huzur deposu... coffee boy'u kahvenizi yapmadan dinlemeyin pls. İsmin güzelliğine saygı..
keyifli dinlemeler o zaman..

21 Ağustos 2015 Cuma

NE DÜŞÜNÜYORUM: JAPONYA REHBERİ

Yine aşırı sıkıldığım bir yaz gününde kendime bir japonya rehberi hazırlamak istememle başladı her şey.. Ben Japonya'ya gitsem acaba nereleri görmek isterdim diye düşündüm ve araştırmaya başladım. Nerde ne var? nelere gidilmeli nereler görülmeli? böyle bir araştırmaya giriştim. Üstelik sadece bunlarla kalmadım bir de sadece Tokyo ile sınırladığım küçük gezi hayalinde harcanabilecek minimüm bütçeyi hesapladım djdkkd valla işsizmişim... ama durun çok güzel şeyler öğrendim. Bu güzel ülkenin güzel insanlarını daha da çok sevdim. Yine çok ağladım. Japon yapmış dedim. Yani aslında yazmak anlamsız çünkü yaşamak istiyorum. Fotoğrafların içine atlayıp şu ülkeden uzaklaşmak istiyorum anlayamassınız
Öhöm konudan uzklaşmadan toparlamalıyım sinyalleri aldım yine. Ne demiştim başta? Sadece tokyo bile başlı başına bir cennet. Üstüne bunun osakası var, kyotosu var,  Allam çok güzel şeyler var nefes alamıyorum.
Ben şimdilik sadece Tokyo mega şehrini ele alacağım.  Modern ve geleneksel Japonyanın harmanlanmış hali... her bir sokağı keşfedilmeye değer, Her yerde bir sevimlilik (kawaii akımı) bulabilirsiniz. oraya buraya yapıştırılmış çizgi kahramanlı stickerlar, şehrin ortasından fırlayan Pikachular, Şeker kazanına düşmüş gibi gezen kızlar, değişik moda akımları....
Bu şehirde çıldırmamak iimkansız.

Benim belirlediğim rotalardan ilki akihabara.. Bununla ilgili sayfalar dolusun yazı yazabilirim o yüzden kendimi frenleyip sizi daha önce yazmış olduğum diğer bir Japonya rehberine yönlendiriyorum.
Japonya'ya dair: Akihabara,cat cafe ve pikachu cafe

Akihabara fırtınasını sağ sağlim atlattıktan sonra diğer rotalarıma geçelim. Öncelikle Harajuku tabiiki... Modanın burada belli bir tarifi yok. Nasıl bayılıyorum anlatamam. Kimsenn birbirini yadırgamadığı, garip gözlerle bakmadığı ultra rahat Tokyo'nun daha bir ekstra large rahat bir hali burası.. Rengarenk  birbiriyle uyuşmayan kıyafetler, saçlar.. Sevimlilikle giotikliğin birbirine karıştığı sokaklar.. çılgın makyajlar her şey burada..   Basit ve sadeliği unutmanız ve olabildiğiniz kadar garip olmanız gerekiyor... Gözlerimi görsellerden alamadığım için yine link bırakıyorum.
 Harajuku fashion walk




Bir sonraki durağımız Japanese candy shoplar... Bununla ilgili bir video izlemiştim o günden beri gözümde rengarenk, her türlü boyutta ve şekilde şekerler ve çikolatalar uçuşuyor. Resmen cennet gibiydi ve çok ucuzdu. çocukken bakkalları ilk keşfettiğimdeki gibi hissettim. Paramızın yettiği kadar şeker ve çikolata almaya bayılırdık. Burada ise Japonlar ultra ucuz fiyata size şeker komasına girmenin kapılarını aralamış. Mutsuz oldum..


cr: lepetitpop.com

Mutluluk Japonya'da .. Yani hani derler ya mutluluğu uzaklarda arama diye. Bence bayağı bayağı uzaklarda aramamız gerek... Yine küçük bir bunalıma girdim. çıkarım birazdan.

Harajuku ve şeker dükkanlarını da hazmettiyseniz. Biraz müze cafe gezelim diyorum. Daha da fenalaşalım ama yine de acayip bir şekilde mutlu olalım japon etkisi bu olsa gerek.
Neyse ilk olarak ghibli müzesine gitmek istiyorum. Totoro'yu kanlı canlı karşımda görmek gerçekten mütüş olurdu. Ayrıca bu müze Animasyon film stüdyosu studio Ghibli nin tüm yapımlarını sergiliyor.. ve müzeden başka bir yerde bulamayacağınız parçalar barındırıyormuş içinde.. 


Japonya'da her yerden bir theme cafe çıkıyor.. Theme cafe nedir derseniz.. çizgi filmlerin, animasyonların, karakterlerin her birinin temasına sahip onlarla ilgili cafeler.. pikachu cafe hello kitty cafe sailor moon cafe.. ne ararsan var yani... Bir de maid cafeler var kii sormayın. o kadar kawaiiliği kaldıracağımı düşünmüyorum.
Sailor moon cafe çok hoşuma gitti.
cr:ourkawaii.tokyo

Tüm her şeyi bırakın adamlar yemek müzesi yapmış ya cup noodle ve ramen müzeleri var resmen diz çöküp ağladım. Böyle yerlere bayılıyorum elimde değil. Biz bir kahve festivalini, çikolata fuarlarını falan yeni yeni görürken japonlar her şeyin müzesine, cafesine sahip bir cennetin içinde yaşıyorlar..
Tamam daha fazla duygu sömürüsü yapmayacağım. Onların da fotolarını bırakıp yavaş yavaş kaçıyorum. Daha çok yer bulmaya devam ettikçe yeni yazılar yazmaya geleceğim.









20 Ağustos 2015 Perşembe

FOTO BLOG: DOĞANIN İÇİNDE BİR GÜN.

Dün uzun zamandır saklandığım kabuğumdan çıktım ve insan içine çıktım. Sıcakla yığınla insanın şuursuzluğu birleşince kabus gibiydi ama yine de günümün güzelliğinin önüne geçemedi.
Exo'nun bana kazandırdığı tek iyi şey olan fan arkadaş grubumla pikniğe gittik bugün. Doğanın içinde olmak uzun zamandır ihtiyacım olan bir şeydi. Dağ tepe tırmandık,  bir arı masamızda kendi krallığını kurmuştu çünkü. Ağaçların hışırtısı, Kuş sesleri, her türlü doğamsı sesle zaman geçirmek çok iyi geldi. Saçma ve aşırı komik sohbetlerimiz de ayrı güzeldi. Bu ksmı fazla uzatmayıp direk fotobloğu bırakıyorum.....

 Sık ağaçların içine bırakın beni, üstüme de bir ay yetecek su ve yiyecek atın.
                                 şehir yaşamını gram özlemem.
                             
Bu görüntü bana sonbaharı hatırlattı. Hüzünlendim ama güneş
iki dk bile mutlu olmama izin vermedi. 
                                   
Vapuru beklerken kendimi havalanındaymışım gibi hissettim.
naparsın biz de böyle mutlu oluyoruz işte.


Her şeyden önce öyle susamıştım ki dünyaları içebilirdim.
                                         
Çekirdekli muhabbet ortamı ffkfkkf
                                         
veeee assolisti sona sakladım. Bu şirin şey biz bir şeyler yerken hoplaya zıplaya yanımıza kadar geldi.
O kadar tatlıydı ki anlatamam. Normalde hep ışık hızıyla kaçardı bizden...İlk defa bu kadar
yakınımdaydı. xiu xiu diye cırladık. Tanıştığıma memnun oldum sincaps..


13 Ağustos 2015 Perşembe

BU ARALAR BEN VOL 1235677

Merhabaaaa Ağustosun bitmesini dört gözle beklerken yine bir güncelleme yazısı yazmak istedim
*Kendimi yarım kalmış dizilerimi, animelerimi, işlerimi tamamlamaya vermişken günlerin çok çabuk geçiyor
 Ara sıra yağmur geliyor beni mutlu ediyor
*Etraf yağmur sonrası sessizliğiyle dolunca huzurlu oluyorum
* Bazen hala temmuzdaymışız gibi hissedip,günlüğüme temmuzlu tarih atıyorum. Sonra sinirlenip     düzeltiyorum............
*Dizi izlemek gibi bir işim olmasa evde oturabileceğimi düşünmüyorum. Ama gündüz dışarı çıkmayı pek gözüm yemiyor.
* Bazen de güneşin batmasını bekleyemeyip yürüyüşe çıkıyorum. Sonuç kötü.
*Yalnız kalıp sürekli kendimle hesaplaşmak istiyorum..
*Yeni müzikler keşfedemezsem mutlu olamıyorum.
*Vanilla acoustic diye bir grup keşfettim. K-indie tarzı bir grup Need to talk ve Lonely drive şarkılarını günde 345566 dinliyorum.
*Bin beş yüz tane blog açıp hepsine ruh halime göre bişeyler yazıyorum.
* Son bir kaç gecedir kısa animelere taktım.
*klişelerimden kurtulamıyorum.
*Hala korecemi iyi bir hala getiremedim:(:(
*faking it izlemek gerçekten sinirlendiğim zamanlarda bana iyi geliyor..
*izledim: Hotarubi no mori e
*Dinliyorum: Eudaimonia
*Londra severken nasıl bu kadar Asya kolik olduğumu sorguluyorum.
 Hotarubi no mori e 
* Sıcak havalara meydan okuyup hüzünlü şarkılar dinliyorum. Şarkılar değerini kaybediyormuş gibi geliyor..
*Tatil bitsin artık diyemiyorum. üzerimde baskı var :(:( beni taşlarsınız.
*Hayallerim için para biriktirmeye devam ediyorum..
*Gerçekleştirilmeyi bekleyen fanmade işlerim ve yazılması gerekn bir mektubum var

Yeni yerler keşfetmeye devam ediyorum.



                                                 We could just cuddle and drink tea all day........

5 Ağustos 2015 Çarşamba

KAHVE DOSYASI -1: MEVSİMLİK KAHVE SEVGİM...

Merhabaaa..bugün aklıma nerden estiğini bilmediğim ama yazmak için can attığım bir yazıyla geldim.. Bitmeyen kahve aşkı.... yazın, kışın mevsimlerin aramızda engel oluşturamadığı mutluluk kaynağı kahve.. bugüne kadar bu sevgim yüzünden o kadar farklı türünü denedim ki... artık yeter şu kahve bıdı bıdı dememeniz için yayınlamadığım bir sürü kahve fotom var.. Bazı türlerini gerçekten seviyorum..ama bazıları da ---yapılış türlerinden ya da kahve oranlarına göre içemiyorum---
O zaman sizi bir fotoblog ile birlikte  kahve incelemesine davet ediyorum.

1. americano vs iced americano
Iced amerikanonun ne sıcağı ne soğuğu bana iyi gelmiyor. Bir kere haddinden de fazla acı... ama bu acılığının altında saf bir kahve lezzeti yok kuru böyle.. sevenlerinden özür diliyorum fakat damak tadıma uymuyor... zaten çarpıntı da yapıyor... hemen hemen bir tek bu kahveyle anlaşamıyoruz 
zaten..  diğerleriyle BFF modu.... 

2.Iced latte: Bu kahveden gerçekten hoşlanıyorum ve bugüne kadar en çok tükettiğim kahveler arasında yerini alıyor. Süt ve kahvenin karışımı, kahvenin hissedilen aroması ve kokusu... 
sütle yumuşatılınca gerçekten sıcak yaz günlerinin en büyük kurtarıcısı oluyor. Şimdiye kadar denediklerim arasından en çok kahve dünyasınınkini beğeniyorum. Hem sert hem soğuk ama rahatsız etmiyor... 
                                                                                Lavazza

Kahve dünyasının soğuk lattesi bu şekilde geliyor ister üsteki kahvesinin tadına bak ister karıştır. Çok eğlenceli kgkggl

3. Evde yaptığım kahveler:  çoğu zaman muhtaç olduğum,zora düştüğüm zamanlarda yapılan kahveler..  bunlar 2si biraradalar, buzlu nescafeler (tamamen benim uydurmamdan ibaret bir tarif), ama evde yapılan bir kahve türü varki onun yerini hiçbir şey tutmuyor tabiiki türk kahvesinden bahsediyorum. Dışarıda içtiğim türk kahvesinin evdekiyle alakası yok.




4. Mevsim ayrımı olmadan içilen sıcak kahveler: Yazın da kışın da içtiğim latteler, cappuccinolar bu gruba giriyor. Bazen içim ısınsın istiyorum içiyorum. Belki de bu sıcakta içmemin nedeni kışı özlediğim içindir... 

                                                                    The House cafe
                                                                          Starbucks

Kafeinhouse coffee
İşte böyle ben yine değişik kahveler denemeye ve bunları paylaşmaya devam edeceğim. Bu arada bu yıl 2. düzenlenecek olan İstanbul Kahve festivali 22-25 Ekim tarihleri arasında Haydarpaşa garında....
Mutlaka orada olmaya çalışacağım:):)