19 Haziran 2016 Pazar

BLOGA DÖNÜŞ NEDENİ OLARAK; EXO'NUN BAŞ DÖNDÜREN COMEBACKİ


 Yıllar yıllar sonra kürkçü dükkanına geri döndüm. Bu dönüş elbetteki ya etkisinden çıkamadığım bir dizi/film ile ya da Exo nun yeni albümüyle olabilirdi.Ama ben hakkımı Yılın olayı Exo'nun 3. full albümü EX'ACT tan yana kullandım.


Exodustan bu yana 1 yılı aşkın süre geçtiğine inanamıyorum. O gizemli teaserların gelişiyle eriyen beyin ve kalp damarlarımızı hala dün gibi hatırlıyorum. Exo-L çıldırmış gibi teori üretiyor, dedektif şapkalarını geçirmiş gibi oradan oraya ipucu yakalamak için koşuyordu.
Derken tüm o büyü Call me baby mvsinin yayınlanmasıyla son buldu. Çünkü bizimkiler yine bir arabanın içinde dans ediyordu. sdkffl
Exo-Ller olarak tüm o mükemmelliğin arkasından gelen kutu klibini kaldıramamış olsak da, Call me Babyi büyük bir coşkuyla bağrımıza bastık.

Daha sonra Love me Right klibiyle gönlümüzü alan SM mv ye bu sefer dış çekim unsurlarını katmayı unutmamıştı. Love me right Japonca versiyonlarıyla birlikte bizi bayağı bir idare etti. Exosuzluktan ölmedik çok şükür.
Ama yavaş yavaş  Exoya susamaya başlayan Exo-ller arasında yeni comeback dedikoduları yayılmaya başladı. Bu iddialar o kadar asılsızdı ki artık hiçbirine inanmıyorduk.Her sene yeniden hortlayan kanlı ve maskeli konseptte buna dahildi.
Tam tarihini hatırlamamakla birlikte mart mıydı yoksa nisan ortası mıydı bilemiycim. Exo Haziranda geri dönecek hem de Grand comeback olacak dediler. KİMSE İNANMADI.
Herkes hadi canım diyip yaşamına devam etti.Bir kere burnu iyi koku alan dedektifler olarak bunun kokusunu almamıştık. Comebacke dair en ufak bir iz yoktu.
Mayıs oldu. Derken Mayısın ortasına yaklaştık.Haziran başı dönecek olan Exo'ya dair HALA hiçbir ipucu yoktu.
Exo-L sıkılmıştı, aksiyon istiyordu ama hemen istiyordu. Hiç beklemeden....
Üyeler saçlarını boyatıyordu. Sehun durmadan instagramdan şüpheli fotoğraflar paylaşıyordu.
Tamam dedi Exo L Uzaklardan bir yerden yaklaşmakta olan comeback hepimizi yakıp küle çevirecek.
Ve öyle de oldu djdkddl
Bir gün uyandığımızda yeni garip bir sembolle karşılaştık. SM bu seferde Exo-lleri matematikle sınıyordu. Tek bir sembolle bile düzinelercee teori ortaya atıldı. Onları okurken havale geçirdim yine
Her şey o kadar yavaş ilerliyordu ki karmaşık logodan sonra iki ana şarkının adını öğrendik. Bu seferki comebackin teması iki yönlü olacaktı. ''Lucky One'' ve ''Monster''



Aydınlık ve karanlık tarafı öğrenen Exo-Ller havaya uçtu. Yine beyin aldırmama yol açacak teoriler okudum. Okuduklarımın hepsi birbirinden uzak ama bir o kadar mantıklıydı. Tarihe, bilime, astrolojiye kadar uzanan teorilerle bilgi hazinem 1343x genişledi.
O kadar araştırmayı derslerimize, projelerimize harcasaydık şu an hepimiz dünyayı kurtaracak düzeye gelebilirdik diye düşündüm.
Yine bir sabah Lucky One Teaserları düştü ve yıkıldı ortalık. Rengarenk kıyafetleriyle doğal bir Exo vardı karşımızda..



Daha lucky One kasırgasını atlatamamışken, saatler sonra gelen Monster Hortumu hepimizi yuttu. Ciddi söylüyorum küçük dilimi yutuyordum ve tüm sosyal medya sarsıldı. Monster exo acımadan yerle bir etti.
Çok net olarak daha önce hiç şahit olmadığımız bir era başlıyordu.


Bu karanlık hallerini görünce canavar olmak bu kadar mı yakışır diye hangimiz düşünmedik ki?

Haziran'ın ilk günlerinde zihnen ve bedenen yorulmaya başlamıştık ama bu henüz daha başlangıçtı... Asıl kasırga lucky one ve monster teaserları yayınlandığında yaşandı.
O teaser çıkma saatine sayılan dakikaları, yükselen tansiyonu, heyecan nidalarını gerçekten çok özlemişim. Tansiyonum 133455 fırlasa da o anlar hiçbir şeye değişilmezdi.
BAMMM LUCKY ONE TEASER YAYINLANDI.
Üyeler telaş içinde onları kovalayan hemşire görünümlü kişilerden kaçıyorlardı. Ve işin en can alıcı kısmı teoriler arasından DENEY olayı doğruydu. Üyelerin üzerinde deney uygulamak isteyen kişiler vardı. Bu düşüncenin doğruluğu herkesi çok heyecanlandırdı.


Tabiiki yine terimiz soğumadan Monsteri attılar üzerimize... Monster adeta şok etkisi yarattı. Kaç dakika ağzım açık gezdim hatırlamıyorum izledikten sonra... Ciddi anlamda bir isyan söz konusuydu. Kargaşa, hayatta kalma mücadelesi... Exo bunun için kana kan dişe diş mücadele ediyordu.
Tüylerim diken diken oldu ffkfkl
Teaserın bu kadar karanlık ve gotik olması beni büyüledi.Çünkü daha bir önceki konseptte call me baby diyen exo bu sefer bambaşka bir boyutta call me monster diyordu. İşte buna evrim derim...



Derkeeenn 6 haziranda bireysel V app yayınları başladı. Resmi olarak eve tıkıldığım günler  oldu bunlar. Bütün gün canlı yayın takipledim. Twitterdan çıkamadım. Ama sehun'un vivisi, suho'nun exo pastası, Kai'nin derin düşünceleri, xiumin ve chen'in karaokesi....... ay bir nefes alayım şurda....
chanyeol'un özel stüdyosu, Baekin Lolü veee Lay'in minik kahvaltı sohbetiyle sanki onların yanında gibi hissettim. Hayatlarının  fanları olarak elbette bir parçasıyız. ama bu sefer her zamankinden daha fazla görüşen arkadaşlar gibi olmuştuk. Tatlıydı. Sevmiştim.


Showcaseyi de izleyip monsteri sağ sağlim ( bilgisayarı yumruklarıp, yastıkları sağa sola attıktan sonra) atlattıktan sonra daha üzerinden 2 saat geçmemişken arka arkaya mvler geldi. Allahımmmm sana geliyorum oldum. OLDUK (!) yani... İlk Lucky One geldi yine... Büyüleyiciydi. Konusu olan kliplerdendi.ve şarkının melodisi kıpır kıpır ve bilindik exo gibi değildi.  Bu hoşuma gitti. Klipte en çok sehun'un bakışlarıyla hemşireyi mahvetmesini,  Lay'in sedyede bayılmasını (çünkü caniyim) ve Kai'nin hemşire karşısında ışınlanması yerine birden çılgınlarcaa dans etmesini sevdim. Ama bu kısım o kadar komikti ki, özel güçlerine kavuşan üyeler onları hastaneden kaçmak için kulanırken, özel gücü ışınlanma olan Kai birdenbire dans etmeye başlıyordu fjjgkfl daha sonradan öğrendik ki kendisi de neden böyle olduğunu anlayamamış.


 Klibin sonunda enteresan olan bir şey daha vardı ki o da overdose logosunun gösterilmesiydi. Bu açıkça bizi overdosedan önceye götürüyordu. Her şey orada başlamıştı zaten ve hala bir çıkış yolu yoktu. Overdoseda bir labirente sıkışıp kalan üyeler daha sonradan Pathcodelarla güçlerini kaybetmeye başlamış, dünyanın dört bir yanına dağılarak birbirlerinden de kopmuşlardı. Bunların hepsi aslında bu comeback için bir zamin hazırlamasıydı. Sonunda başka bir gezegenden dünyamıza düşen exo üyeleri yakalanmış ve bir hastaneye hapsedilmişlerdi. Orada da güçlerini geri kazanıp kaçmak için bir olmuşlardı.
Herkesin aklında tek bir soru vardı: Her şeyin başladığı Overdosedaki labirente üyeler nasıl ve neden düşmüştü?
Bilinmiyor...
Şu saatten sonra postum neredeyse mini kitap halini almışken Monster klibinin güzelliğinden bahsedecek halim kalmadı. O kadar baş döndürücüydü ki, hele sen küçük Byun Baekhyun nasıl bir afete dönüşmüştün öyle... o küpeler, piercingler... Aman tanrım....
Tamam sakinim.


Exo'nun musicbank, mcountdown gibi programlarda canlı performans sergileyip ödül kazandığı bu günlerde ise exo-L mutlu ve gururlu hissediyor. Exo dönünce hayat hiç yavaş akmıyor her gün bir heyecan bir yeni ödül.... Bugün de Inkigayo da monster ile 3.ödülünü kazandı Exo. kendisine karşı yani Lucky one dan daha fazla puan alarak sjdjdk ee ne diyelim Exo ya kendisi bile rakip olamıyorken başka gruplar nasıl olsun. Üzgünüm gerçekler acıdır...
offf hep böyle kesin ve ciddi ifadelerle konuşmak istemiştim. Konu exo olunca böyle oluyorum işte.
Neyse roman yazdım vallahi burada ( bir zahmet) kesiyorum. Exo'nun başarılarını, programlarını yazarken daha çok kolum ağrıyacak zaten
Yakında yine güzel exolu günlerde görüşmek üzereee..

7 Mart 2016 Pazartesi

K-POP VE K DRAMA DÜNYASINDA BU AY NELER VAR?

İlgilenenler ilgilenmeyenlere anlatsın. Artık K-world'ün (Kore müzik ve dizi dünyası) dünyada hatrı sayılır bir kitlesi var. Belki hala tanışmamış olabilirsiniz. Ama şundan emin olun ki bir gün mutlaka tanışmak zorunda kalacaksınız:):)
Neden mi? Çünkü etrafınızda benim gibi insanlar olacağı için. Türkiye de her 10 insandan 2sinin bu camiadan haberi olduğunu düşünüyorum.Ben de arkadaş çevrem dahil olmak üzere bu virüsü bulaştırabildiğim her alana bulaştırıyorum. İnsanların çoğu ''Bu ne yahu bir bakayım?'' diyip araştırıyor ve hoşlananlar ve hoşlanmayanlar olarak ikiye ayrılıyorlar.
Benim görevim ise hoşlananların sayısını olabildiğince arttırabilmek.
Ama konumuz şimdi bu değil, yazıya başlarken küçük bir mart ajandası yapmak istemiştim yine çeneme vurdu ve ikinci dünyama uzak olanlar için bir ön bilgi yazısı yazayım dedim.
Tamam şimdi esas konuya geçebiliriz. Mart ayında yapılacak olan comebackler, yeni başlayacak olan diziler ve devam eden popüler dizilere bir bakış atalım. Biraz da dedikodu yapalım tabiii...
MÜZİK
Mart ayında bir çok proje bizleri bekliyor. Daha ayın ilk haftası tamamlanmadan gelenler yeterince doyurucuyken bütün bir marta yayılan geri dönüşler için sabırsızlanmamak elde değil.
3 Martta AOA Jimin ve EXO Xiumin işbirliği olan ''Call Me Bae'' ve Red Velvet & Eric Nam düeti Spring love yayınlandı.
AOA Jimin& EXO Xiumin

RED VELVET Wendy & Eric Nam
Diğer yayınlanan şarkılar da şöyle; CLC- High Heels short version, KNK ''Knock'', Solji &Hani - Only One, Lee Seung Gi - Meet Someone Like Me,  MAMAMOO- Recipe, Davichi- This Love(Descendants of the Sun OST), BEAST ''Guess Who'' (Japanese) 
Ayrıca; Shinee Jonghyun'nun Lee Hi'nin geri dönüş albümünde şarkı yazarlığı yapacağı, Red Velvet'in bahar albümüyle dönmeye hazırlandığı ve GFRIEND'in Toronto K-Pop con 2016'ya katılacağının doğrulanması konuşulanlar arasında...
K-DRAMAGelecek ayların k-drama takviminde idollere götürülen  onaylanan/onay bekleyen dizi teklifleri oldukça konuşulacağa benziyor.
Reply 1988'in sevilen yıldızlarından Park Bogum ve Hyeri'ye iki yeni teklif götürüldüğü açıklandı. Bogum'un oynayacağı  ''Moonlight Drawn By Clouds'' adlı romantik tarihi drama onay alırken
Hyeri'nin düşünüldüğü SBS'nin Hallyu eğlence sektörünü ele alacak dizisi bekleme aşamasında.
KBS yapımı Moorim School'un ise iptal edilme tehlikesi altında olduğu dedikoduları var.
uluslararı anlaşmazlıklardan kaynaklandığı söylenen iptal olma durumunun bir diğer nedeninin de Kore'deki sert hava koşullarından dolayı olduğu düşünülüyor.



Şu sıralarda devam eden dizi listesi ise şöyle;
Madame Antoine
Neigborhood Hero
Five Children
Yeah, That's How It Is
One More Happy Ending
Happy Home
Descendants Of The Sun
Riders: Catch Tomorrow
I Have A Lover
My Little Baby
Jingbirok
ETKİNLİK/DEDİKODU
Reply 1988'in yayınlanmasının ardından geçen 100 gün anısına ekip hayranlarına son bir hediye vermek için nostalji drama konseri verdi.
Kyunghee Üniversitesinde gerçekleşen etkinlikte; Ryu Jun YeolKo Kyung PyoGirl’s Day’s Hyeri,  Ryu Hye YoungLee Dong Hwi'nin sahnede hayranlarla buluştu. Choi Sung Wo ise sunucuydu.
Son günlerde K-World de  uzaklardan bir misafir var. Amerikalı oyuncu Chloe Moretz SNL Korea dizisine konuk olmak için Kore'ye geldi. Sadece gelmekle kalmadı tabi burada işin içine biraz dedikodu sokacağım. Chloe'nin  K-pop a da sıçrayan bu ziyareti hayranları ziyadesiyle kıskandırdı :):) Shinee Taemin ve Minhoyla fotoğraf çektiren Chloe Ayrıca kız grubu Mamamoo ile de tanıştı...  Radyo programında da Taemin'e övgü üstüne övgü yağdırmış... Ağır ol  Chloe senden önce biz vardık demekten başka çare bırakmadı bana  :):):)


İşte böyle.... K-world dünyasından son gelişmeleri aktarmak için yine burada olmaya çalışacağım. hihihih

3 Şubat 2016 Çarşamba

CHEESE IN THE TRAP BAĞIMLILIĞIM.



Geçen hafta izlediğim dizileri güncelleyince bana yeni bir diziye başlamaktan başka çare kalmadı. Ben de Cheese in the trapı seçtim. Fakat seçmez olsaymışım. Konusu beni kendine öyle bağladı ki, ne kadar kendimi sıksam da onda da iki günde güncele geldim. Cheese in the trap kore dizileri arasında izlediğim ilk üniversitede geçen dizi. Herhalde tek eğitim kurumunun lise olmadığını hatırlamış olmalılar kiffkffl
Bu dizi aslında aynı isimli olan bir webtoondan uyarlanmış. Yazı için fotoğraf ararken rastladım. O kadar tatlış çizimler ki... Bunu yazdıktan sonra okumaya başlayacağım


Konuya  kısaca değinmek gerekirse, Hong seol başarılı bir üniversite öğrencisi, ailesinden uzakta küçük bir odada hem çalışıp hem de eğitimini sürdürmeye çalışıyor. Taaki Yoo Jung ile karşılaşana dek...
Seol'un yaşamı Jung ile karşılaşına bir anda ters yüz oluyor.Daha karşılaşmalarının dakikasında seol onda görünenin çok ötesinde bir tekinsizlik olduğunu anlıyor. Fakat türlü tesadüflerle bir türlü ondan kurtulamıyor.
Yoo Jung oldukça gizemli biri, hayatı, geçmişi... Hong Seoldan başlarda hoşlanmıyor, Ama sonra sürekli onunla yakınlaşmak için peşinde geziyor. Seol aralarında yaşanan talihsizliklerden dolayı ondan korkuyor.


Daha sonra bu ikilinin arasında bir çok olay oluyor. Aslında o kadar fazla karakter ve birbirine geçmiş hikaye var ki bunlardan bir tanesini yazmaya başlasam diğeri hakkında spoi olur. O yüzden yazdığım kadarı sizde bir merak oluşturmuşsa lütfen izleyin gkgglg






Hong seol'un Jung karşısındaki tutumları çok komik...



NEDEN İZLENMELİ?
Dizinin psikoloji türündeki havası beni etkileyen şeylerden, Çünkü kafadan çatlak ve kafadan çatlak olmaya aday bir sürü karakter var ve bu da dizinin izlenebilirliğini arttırıyor.
Hong seol çok tatlı bir karakter ve giyim stiline bayılıyorum.
Korenin üniversite yaşamı beni derinden etkiliyor.(gerçeğe ne kadar yakınsa artık)
Diziden çıkarılabilecek bir çok ders var. Tek bir konusu yok.
Tesadüfleri severim.
Ayrıca dizide gerçekleştirmeye çalıştığım bir çok hayalim yer alıyor.

Hong Seol'un dizideki stilini çok beğeniyorum işte fotoğraflarla Seol stili kgkgglfş






Şimdilik diziye dair söylemek istediklerim bu kadar. Toplam 16 bölüm olacakmış. Bir de final yazısıyla gelip her şeyi ayrıntısıyla konuşacağım burda dkdkdl Hadi sonra görüşürüzzz.






29 Ocak 2016 Cuma

NE İZLİYORUM: MOORIM SCHOOL



Bu aralar hazır hala tatildeyken dizi üstüne dizi deviriyorum. Gerçi reply'nin etkileri henüz silinmemiş olsa da boş kalamadım moorim schoola başladım.ve sardı. Şu an çaresiz bir şekilde yeni bölüm beklyorum.
Açıkçası ilk bölümü izlerken çok sıkıldım. Çünkü fantastik diye beklentimi yüksek tutmuştum. İzlemeye başladığımda kendimi klişeler içinde bulunca yıkıldım. Şirket varisi bir şımarık oğlan,burnu havada bir idol, fakir ama gururlu kız... Ama birinci bölümün sonlarına doğru dizi adeta biçim değiştirdi. Gizem geldi ve o gizem beni çekti. Esrarengiz ormanın içinde bir okul ve burayı kimse bilmiyor. Duyulmamış bir konu değil ama hoşuma gitti. Bir de hogwarts.. Nedense biraz o kokuyu aldım. Neyse ilk izlenimleri fazla uzatmadan küçük bir tanıtımla başlıyorum. Çok fazla spo vermemeye çalışıcam ama kendimi tutamayabilirim.
Moorim school çok az kişinin bilmediği titizlikle öğrenci seçem ormanın derinliklerine gizli bir okuldur. Bu okul çok fazla başarılara imza atmıştır ama  kayıtlarda yer almamaktadır. Okulun amacı dövüş sanatlarını öğretmekle birlikte aynı zamanda öğrencileri hayata alıştırmak ve insan olarak yetiştirmektir. Yani Moorim school'a tam tabiriyle bir hayat okulu diyebiliriz.



Bir gün okula 2 gencin gelmesiyle tüm dengeler alt üst olur. Gençlerden biri okulun mührünü kırmıştır. Ve dekan bile bunun nasıl olduğunu anlayamamıştır. Yakışıklı idol ve kendini beğenmiş varisin bu okulda öğreneceği çok şey vardır. aynı zamanda ortaya çıkaracakları sırlar da onları beklemektedir.

dizinin bugün 6.bölümü yayınlandı ama ben yine her zaman ki gibi 3. bölümden falan tüm her şeyi çözerek tüm heyecanı mahvettim. Gayet bariz bence her şey boşuna uzatıyorlar yani...neyse bu okuldaki  derslerde  oldukça alışılmışın dışındaydı. . Aşçılık, temiizlik, savunma sanatları, ve meditasyon!
düşünsenize meditasyon dersiniz var... ben çok isterdim. Fakat moorim okulunda meditasyon dedikleri şey de farklı işliyor. Öğrenciler burada çocukluk anılarına inip travmalarını bulmaya çalışıyorlar. İşte dizinin neredeyse tüm spoisi burada.
Aynı travmaya sahip olan iki kişi....

biraz daha yazarsam tüm diziyi açıklayacam o yüzden karakter analizi yapmak istiyorum.


Wang chi-ang Şangayın en büyük şirketlerinden birinin gayrımeşru oğlu, Kendini beğenmiş, bu güne kadar tüm istekleri yerine getirilmiş zorluk nedir bilmeyen biri. Bu özelliği onu moorim schoolda çok zorluyor çünkü orada her işini kendi yapmak zorunda. Annesinden ayrı yaşamak zorunda olduğu için ona düşkün, moorim schoola da annesini Çine götürmek için gitmeyi kabul ediyor. Babasının moorim schoolla gizli bir  bağlantısı var.




Yoon shi-woo Korede çok ünlü bir  müzik grubunun en çok sevilen üyesi, Çevresindekilere, hayranlarına oldukça kaba davranan ve onları çok  umursamayan shi woo'nun moorim schoolda en çok saygı duymak nedir onu öğrenmesi gerekecek. Shi woo'nun aynı zamanda nedeni bulunamayan bir kulak problemi var. Çocukluk anılarının tetiklediği bu rahatsızlık gergin anlarında çıkıyor. ve hayatını tehlikeye atacak boyutlara ulaşabiliyor.





Soon duk aşırı konuşkan, elinden her türlü iş gelen ve babasına bakmak için işten işe koşan dizinin gururlu kızı, Wang chi ang nehirde boğulmak üzereyken onu kurtarıyor. Ve chi ang ona bu yüzden ariel (deniz kızı) diyor. Soon duk'un babası kızının adı ile moorim schoolun aynı cümlede bile kullanılmasına katlanamıyor. Bu yüzden soon duk ondan gizli okula gidip  geliyor. Yoon shi woo ile aralarında tesadüflerden doğan bir ilişki var.





Hwang sun-Ah Dekan Hwang ın kızı ve okulun en başarılı öğrencisi. Kendine güveni çok fazla ve bu güveniyle herkesi kolayca etkileyebiliyor. Aynı zamanda çocukluk travması nedeniyle hassaslaşabiliyor. shi-woo'nun en büyük hayranlarından biri.


Dekan Hwang gizemli bir adam. Her zaman doğru kararlar vermeye çalışıyor, adaletli bir yapısı var ve beklenmedik süprizler yapabiliyor. Çoğu zaman ciddi duran dekanın aslında 18 yıl önce yaşadıkları ile ilgili kırılgan ve düşünceli bir hali de var. Okula gelen 2 çocuktan hangisinin mührü kırdığını tahmin ettiğini düşünüyorum.

Kısacası dizi ile ilgili merak ettiğim çok şey var. Hatta bazı şeyleri söylemediğim için konu havada kalmış da olabilir. Bakalım daha ilginçleşecek mi yoksa durgun olup konuyu uzatmaya mı çalışacaklar.
Göreceğiz.

25 Ekim 2015 Pazar

İSTANBUL KAHVE FESTİVALİ 2015



Merhaba...Geçen sene ilk kez düzenlenişinden bu yana dört gözle beklediğim, ''Ekim olsa da gün saysam'' dediğim İstanbul Kahve Festivali 2015 sonunda geldi de gitti bile... Kesinlikle bu yıl kendine pek çok farklı şey katmış.. Markalar çoğalmış, tadımlar artmış,,, Bunların yanı sıra belki de festivali festival yapan en önemli etkenlerden biri de mekanıydı. Hepsine tek tek değineceğim. Gözlerinizi ayırmayın

.
Bu sene Kadıköy'ün eşşiz simgelerinde biri olan Haydarpaşa garında gerçekleşen İstanbul Kahve Festivali gerçekten bana yaşımın veremeyeceği bir nostaljiyi armağan etti. Festivalin rengine renk katan yıllanmış trenler kahveni al ve biraz soluklan durumunun çok ötesindeydi. Kahve içerken zamanı geriye sardırmıştı  adeta...
Geçen Seneye oranla kahve çeşidinden çok yiyecek markalarındaki artış çok yüksekti. Kapsamlı bir alışveriş alanına döndürülern garın samimi standlarında tasarım ürünlerden, diş macununa, şampuanlardan, gurme ve organik lezzetlere kadar ne isterseniz vardı. Vegan bir arkadaşımla gittiğim için o bu ürünlerden çok memnun kaldı. Özellikle her şeyin farklısından ve tabiiki bütçemi aşanından hoşlandığım için benim de organik çikolatalarda ve badem&hindistancevizi sütlerde kalbimin bir parçasını bıraktığımı söylemeliyim. Tabii denedikten sonra alsakta bir daha nerede bulacağız endişesiyle karalar bağladık.
Benim için festivalin en trajikomik yanı daha önce denemediğimiz Petra coasting co, Soulmate coffee, walter's Coffee Roasting gibi markalar dururken bizim yine gidip her zaman oturduğumuz ve bayılarak içtiğimiz markalara koşarak gitmemizdi. Evet Nero ya, Gloria Jean's'a ve starbucks'ı çok seviyorum ama bir kahve sever ruhuna uygun olarak değişik tatlar denememiz gerekmez miydi? diye sorguluyorum kendimi...


Sevindiren tadımlıklar: Aşure ve karışık meyveli smoothie

Festival 3 peron ve gar alanından oluştuğu için kapalı alanların dışına çıkınca yağmur ve kuvvetli rüzgar altında gezmeye çalıştığımız yerler de oldu. Bunlar ayrı bir zevkti çünkü düşünsenize ıslanarak veya üşüyerek size uzatılan kahveleri tadımlıyorsunuz. ( bu kadar açıkta kalmadık tabiiki abartım tuttu yine fkk) Gezmeye devam ettikçe ve  tüm her şeyden denemeye çalıştıkça kendimi mini bir bedavacı canavar gibi hissettim ve kafamda şöyle bir düşünce oluştu. ''Artık hiç bir şeye bir ücret ödemek istemiyorum. Keşke dünya bundan ibaret olsa'' böyle düşüncelerden sonra gerçek yaşama dönmem bayağı bir zamanımı aldı.

      Artık nasıl bir boşvermişlikse gördüğüm çoğu güzelliği fotoğraflamamışım. Resmen yediğimi içtiğimi gösterip, gezip gördüğümü kendime saklamam gibi bir durumun içinde buldum kendimi  elimdeki fotoğraflara bakınca...
Her neyse festivalde gördüğüm güzelliklerden biri de kahve bardağı tablolarıydı. Böyle diyorum çünkü hepsi bir yağlı boya tablosu titizliğinde işlenmişti.
     



Kahvenin, sanatın ve müziğin iç içe geçtiği bu güzel atmosferde tek çekilmeyen dert tabiiki geçen seneki gibi, aşılamayan kuyruklar, yürümeyi bilmeyen insanlardı. Ama bunlar küçük sıkıntılardı. Çünkü gözümün ve ruhumun doyduğu bir yerde insanlara takılmamaya söz vermiştim kendime.
 
Canlı müzik alanı.




Asyanın adının geçtiği her  yerde bitmeyi başaran Bensu hala ölmemişti tabiiki, Bu standda matcha çayının yapımı ve özellikleri anlatılıyordu. Yapım bitince tadım aşamasında bir süredir hayalimiz olan matcha çayını deneyebildik sonunda... Tadı çiğ balıkla çimen suyu arasında olan bu oluşumun hayalini kurmayı biraz bıraksam da, Bu saf haldeki matcha normal sütle değil de soya sütüyle çok daha güzel hale getirilebilir.
Dilek kurabiyesi.
Dışarıda yer alan iki Seyyar Kahveciden biri olan OZO'nun dış görünüşünden çok etkilendim. O sıralar kafein patlamasından öldüğümüz için deneyemeden geçtik önünden.Diğer seyyar kahveci Manivela'yı gösteremesemde o da gerçekten çok tatlıydı.

Doymak bilmemek güzeldir.





Artık bitirmemin zamanı geldi 4 günü yazsam bu kadar uzun olmazdı heralde ... Kapanışı starbuckstan soy latte ile yaptık. Karamelimsi kahve tadı hala damağımda... Durmadan yağan yağmur ile Haydarpaşa garının nostaljik havasının kahveye karıştığı bu güzel festivalde, seneye umarım yine aynı yerde görüşmek üzere...





19 Ekim 2015 Pazartesi

DÜNYANIN EN UZUN YOLCULUĞU


Merhabaa bugün (yani geçtiğimiz perşembe oluyor) ödev vesiylesiyle gittiğimiz konferansın nasıl uzun bir yolculuğa dönüştüğünü anlatacağım. Gerçekten hayatımın en uzun yolculuğu olarak tarihe geçti...Giderken çok fazla bir sorun yok gibiydi. Okuldan tek otobüsle  Harbiye'ye ulaştık sonra oradan konferansın olacağı Hrant Dink vakfına yürüdük... Tabii kıtı kıtına yetiştiğimiz için bir şey yiyemedik ve açtık. Aç olduğum zaman insanların yanında bulunmamaya özen göstersemde bu sefer olmadı.Neyseki  katılımcılar için  hazırladıkları ikramlar imdadımıza yetişti. Tabii ilk gördüğüm kahveydi... KAHVE Mİ O?



Konferans yediye çeyrek kala başladı sekiz buçukta bitti. Konferansın sonlarına doğru aklımızda tek bir düşünce vardı.. Evett, şimdi nasıl döneceğiz bakalım? Başta bu kadar efsane olacağını bilmediğimiz bir yolu denemeye karar verdik. Taksime yürüyüp oradan metro ile Kabataşa geçip vapurla Kadıköy. Ama işler hiç de istediğimiz gibi gitmedi. Taksime kadar eril bir zihniyetin içinden biraz olsun medeniyete ulaşmaya çalıştık. Yolda yürümeye çalışan bir insana laf atma içgüdünüzü... neyseki bir ara kendimi düzinelerce çekik insan içinde bulunca  her şeyi unuttum. Şok halinde peşlerinden süzüldüm..
Yolda bir de hala arkadaşıma ''Elinin fotoğrafını çekebilir miyim'' diyorum.


Taksimde biraz oyalanıp metroya bindik. Kabataşta inip vapurlara doğru yürüdüğümüzde sonuncusunun dakikalar önce hareket ettiği gerçeği yüzümüze çarptı. Sanki tek çaremiz oymuş gibi yıkılmıştım.  Gece deniz sefası hayallaerimin üstüne bir soğuk su pls.
Otobüslere yürüyelim dedik BEŞİKTAŞA... Her zaman o yola bayılmışımdır. Dolmabahçeden upuzun, yemyeşil huzur dolu.. Ama saat 21:45 i gösterirken  ve ben ayaklarımın ucunu bile göremezken bunun tadını çıkartmam beklenemezdi tabii.
 Bir şeyler atıştıra atıştıra o yolun da sonuna geldik. Otobüslere vardığımızda hala rahatlayamamıştım. Birazdan evimdeyim (yani kadıköy)diye mırıldanırken kulağımıza gelen haberlerden 110un geçmediğini öğrendik. Bir kez daha dünyam başıma yıkıldı ve acaba sabahlayacak mıyız düşünceleri beynimde uçuşmaya başladı.Grupça düşünüp taşınıp otobüs-metrobüs- sonsuz yürüyüş şeklinde bir yol izlemeye karar verdik. Sonsuz yürüyüş diyorum. Çünkü merdiveni asansöre tercih eden ben bile hayatımda bu kadar bir yerden bir yere yürümemiştim kvlvllş
Öyle de yaptık. Otobüsle zincirlikuyuya geçtk, Orada ben beynimin kaynamışlığından metrobüs istasyonlarını karıştırdım. sonra Söğütlüçeşmede inip Kadıköye yürüdük.
Oh lala.... felaket yorulmuştum. Bunu yolda hiç hissetmedim fakat yatağa yatınca her bir kemiğim birbirinden bağımsızca hareket etti.
Yine de eğlenceliydi diyebiliyorum. çünkü öyleydi kglggş
ERTESİ GÜN DERSE DE KALKAMADIM..
Neyse umarım sonuna kadar yorulmayıp okumuşsunuzdur...... (%1.123456)



14 Ekim 2015 Çarşamba

BİR HAYALPERESTİN GÖZÜNDEN CUMARTESİ..


Merhabaaa... Yine bir cumartesi günü yazısıyla buradayım. Herkesin gün ortasına kadar uyuduğu haftasonunda ben imkanı yok geç kalkamıyorum. Zaten doğal bir alarmım var 8 dedi mi sağolsun beni uyandırıyor... Bu aralar gereğinden fazla rüya görüyorum onun da etkisi olabilir tabi. Erkenden kalktım işte evdekileri de kandırdım vkggll kadıköye indik. Evet tek isyan ettiğim şey her gün bindiğim otobüse haftasonu da binecek olmamdı. Göç ettiğimiz için metroya uzak düşüyorum artık (:(


Kadıköyden tramvaya binerek Moda'ya gittik. Ahhh moda Kadıköy'ün o kargaşasından o kadar uzakki. Huzurun ta kendisi adeta.. Bir kaç adım atınca ülke değiştirmiş gibi oluyorum. Yani o derece her şeyiyle farklı... Bunun derinliğini vurgulamak için kelimelerin içinde boğuldum ^*-*^
Modadaki yoga yapılacak olan yere yürürken adımlarıma bir hafiflik hakimdi... Ruhumun bir parçası ne zamandan beri sabah sporlarına ihtiyaç duyuyordu acaba?  Eski  Moda iskelesinin yanındaki çimenliğe ulaştığımızda artık bir kuş kadar hafiftim. Diğerleri gibi ayakkabılarımı çıkardım ve onlara katıldım. 1.5 saat boyunca hayatımda yapmaya yanaşmadığım hareketler yaptık. Tüm vicudumdaki kaslar ve kemikler bana ya küfretti ya da dua etti orasını bilemiyorum ama bu bana gerçekten iyi geldi. Yoga'ya başlangıç olarak yapılan etkinliğin teması da çok güzeldi.
''Bulutların üzerine çıkmak ve orada kalabilmeyi başarmak'' eğer gökyüzüne ulaştıktan sonra nefesini puf diye bir anda verirsen çıktığın gibi geri inersin. Bunun günlük hayata olan etkileri konuşuldu. Kendimizi mutsuz yapan sadece kendimiziz gibisinden.. Doğru aslında, otobüste yanımda yüksek sesle telefonla konuşan insanı duymazsam sinir olmam. Ya da trafiği görmezden gelirsem..
Ama İstanbul da yaşıyoruz. Londra da değil.. buranın insanı da yolu da, okulu da ay tamam sustum negatif enerji doldu yine her taraf..
Bir ara ay biraz soluklanayım diye gruptan kaçıp çimlere serildiğim bir anda çektim bunu...
Nefesimi iyi kullanıp, vicudumu dengeleyip bitirdim egzersizi... Ama sonunda ne oldu biliyor musunuz? Yine bir bardak kahveyi içiverdim.... Kafein spordan sonra bile benliğimi ele geçiriyor, arınamıyorum :( yine de esnemediğim kadar esnedim yani bu bile yeter bana.....*--*geri dönüş yolunda Kadıköy'e doğru yürürken gerçekten birinin vicuduma mutluluk enjekte ettiğini farkettim. Ben ve Türkiye sınırları içinde yürürken mutlu olmak öyle mi? bunun için Moda'ya ve etkinliğe minnettarım. Bir daha mutluluk ne zamana kısmet bilemiycim.




Bu arada ben İstanbul Kahve Festivali biletimi çoktan aldım. Siz de aldınız mı?
Görüşmek üzereee ^-^