25 Ekim 2015 Pazar

İSTANBUL KAHVE FESTİVALİ 2015



Merhaba...Geçen sene ilk kez düzenlenişinden bu yana dört gözle beklediğim, ''Ekim olsa da gün saysam'' dediğim İstanbul Kahve Festivali 2015 sonunda geldi de gitti bile... Kesinlikle bu yıl kendine pek çok farklı şey katmış.. Markalar çoğalmış, tadımlar artmış,,, Bunların yanı sıra belki de festivali festival yapan en önemli etkenlerden biri de mekanıydı. Hepsine tek tek değineceğim. Gözlerinizi ayırmayın

.
Bu sene Kadıköy'ün eşşiz simgelerinde biri olan Haydarpaşa garında gerçekleşen İstanbul Kahve Festivali gerçekten bana yaşımın veremeyeceği bir nostaljiyi armağan etti. Festivalin rengine renk katan yıllanmış trenler kahveni al ve biraz soluklan durumunun çok ötesindeydi. Kahve içerken zamanı geriye sardırmıştı  adeta...
Geçen Seneye oranla kahve çeşidinden çok yiyecek markalarındaki artış çok yüksekti. Kapsamlı bir alışveriş alanına döndürülern garın samimi standlarında tasarım ürünlerden, diş macununa, şampuanlardan, gurme ve organik lezzetlere kadar ne isterseniz vardı. Vegan bir arkadaşımla gittiğim için o bu ürünlerden çok memnun kaldı. Özellikle her şeyin farklısından ve tabiiki bütçemi aşanından hoşlandığım için benim de organik çikolatalarda ve badem&hindistancevizi sütlerde kalbimin bir parçasını bıraktığımı söylemeliyim. Tabii denedikten sonra alsakta bir daha nerede bulacağız endişesiyle karalar bağladık.
Benim için festivalin en trajikomik yanı daha önce denemediğimiz Petra coasting co, Soulmate coffee, walter's Coffee Roasting gibi markalar dururken bizim yine gidip her zaman oturduğumuz ve bayılarak içtiğimiz markalara koşarak gitmemizdi. Evet Nero ya, Gloria Jean's'a ve starbucks'ı çok seviyorum ama bir kahve sever ruhuna uygun olarak değişik tatlar denememiz gerekmez miydi? diye sorguluyorum kendimi...


Sevindiren tadımlıklar: Aşure ve karışık meyveli smoothie

Festival 3 peron ve gar alanından oluştuğu için kapalı alanların dışına çıkınca yağmur ve kuvvetli rüzgar altında gezmeye çalıştığımız yerler de oldu. Bunlar ayrı bir zevkti çünkü düşünsenize ıslanarak veya üşüyerek size uzatılan kahveleri tadımlıyorsunuz. ( bu kadar açıkta kalmadık tabiiki abartım tuttu yine fkk) Gezmeye devam ettikçe ve  tüm her şeyden denemeye çalıştıkça kendimi mini bir bedavacı canavar gibi hissettim ve kafamda şöyle bir düşünce oluştu. ''Artık hiç bir şeye bir ücret ödemek istemiyorum. Keşke dünya bundan ibaret olsa'' böyle düşüncelerden sonra gerçek yaşama dönmem bayağı bir zamanımı aldı.

      Artık nasıl bir boşvermişlikse gördüğüm çoğu güzelliği fotoğraflamamışım. Resmen yediğimi içtiğimi gösterip, gezip gördüğümü kendime saklamam gibi bir durumun içinde buldum kendimi  elimdeki fotoğraflara bakınca...
Her neyse festivalde gördüğüm güzelliklerden biri de kahve bardağı tablolarıydı. Böyle diyorum çünkü hepsi bir yağlı boya tablosu titizliğinde işlenmişti.
     



Kahvenin, sanatın ve müziğin iç içe geçtiği bu güzel atmosferde tek çekilmeyen dert tabiiki geçen seneki gibi, aşılamayan kuyruklar, yürümeyi bilmeyen insanlardı. Ama bunlar küçük sıkıntılardı. Çünkü gözümün ve ruhumun doyduğu bir yerde insanlara takılmamaya söz vermiştim kendime.
 
Canlı müzik alanı.




Asyanın adının geçtiği her  yerde bitmeyi başaran Bensu hala ölmemişti tabiiki, Bu standda matcha çayının yapımı ve özellikleri anlatılıyordu. Yapım bitince tadım aşamasında bir süredir hayalimiz olan matcha çayını deneyebildik sonunda... Tadı çiğ balıkla çimen suyu arasında olan bu oluşumun hayalini kurmayı biraz bıraksam da, Bu saf haldeki matcha normal sütle değil de soya sütüyle çok daha güzel hale getirilebilir.
Dilek kurabiyesi.
Dışarıda yer alan iki Seyyar Kahveciden biri olan OZO'nun dış görünüşünden çok etkilendim. O sıralar kafein patlamasından öldüğümüz için deneyemeden geçtik önünden.Diğer seyyar kahveci Manivela'yı gösteremesemde o da gerçekten çok tatlıydı.

Doymak bilmemek güzeldir.





Artık bitirmemin zamanı geldi 4 günü yazsam bu kadar uzun olmazdı heralde ... Kapanışı starbuckstan soy latte ile yaptık. Karamelimsi kahve tadı hala damağımda... Durmadan yağan yağmur ile Haydarpaşa garının nostaljik havasının kahveye karıştığı bu güzel festivalde, seneye umarım yine aynı yerde görüşmek üzere...





19 Ekim 2015 Pazartesi

DÜNYANIN EN UZUN YOLCULUĞU


Merhabaa bugün (yani geçtiğimiz perşembe oluyor) ödev vesiylesiyle gittiğimiz konferansın nasıl uzun bir yolculuğa dönüştüğünü anlatacağım. Gerçekten hayatımın en uzun yolculuğu olarak tarihe geçti...Giderken çok fazla bir sorun yok gibiydi. Okuldan tek otobüsle  Harbiye'ye ulaştık sonra oradan konferansın olacağı Hrant Dink vakfına yürüdük... Tabii kıtı kıtına yetiştiğimiz için bir şey yiyemedik ve açtık. Aç olduğum zaman insanların yanında bulunmamaya özen göstersemde bu sefer olmadı.Neyseki  katılımcılar için  hazırladıkları ikramlar imdadımıza yetişti. Tabii ilk gördüğüm kahveydi... KAHVE Mİ O?



Konferans yediye çeyrek kala başladı sekiz buçukta bitti. Konferansın sonlarına doğru aklımızda tek bir düşünce vardı.. Evett, şimdi nasıl döneceğiz bakalım? Başta bu kadar efsane olacağını bilmediğimiz bir yolu denemeye karar verdik. Taksime yürüyüp oradan metro ile Kabataşa geçip vapurla Kadıköy. Ama işler hiç de istediğimiz gibi gitmedi. Taksime kadar eril bir zihniyetin içinden biraz olsun medeniyete ulaşmaya çalıştık. Yolda yürümeye çalışan bir insana laf atma içgüdünüzü... neyseki bir ara kendimi düzinelerce çekik insan içinde bulunca  her şeyi unuttum. Şok halinde peşlerinden süzüldüm..
Yolda bir de hala arkadaşıma ''Elinin fotoğrafını çekebilir miyim'' diyorum.


Taksimde biraz oyalanıp metroya bindik. Kabataşta inip vapurlara doğru yürüdüğümüzde sonuncusunun dakikalar önce hareket ettiği gerçeği yüzümüze çarptı. Sanki tek çaremiz oymuş gibi yıkılmıştım.  Gece deniz sefası hayallaerimin üstüne bir soğuk su pls.
Otobüslere yürüyelim dedik BEŞİKTAŞA... Her zaman o yola bayılmışımdır. Dolmabahçeden upuzun, yemyeşil huzur dolu.. Ama saat 21:45 i gösterirken  ve ben ayaklarımın ucunu bile göremezken bunun tadını çıkartmam beklenemezdi tabii.
 Bir şeyler atıştıra atıştıra o yolun da sonuna geldik. Otobüslere vardığımızda hala rahatlayamamıştım. Birazdan evimdeyim (yani kadıköy)diye mırıldanırken kulağımıza gelen haberlerden 110un geçmediğini öğrendik. Bir kez daha dünyam başıma yıkıldı ve acaba sabahlayacak mıyız düşünceleri beynimde uçuşmaya başladı.Grupça düşünüp taşınıp otobüs-metrobüs- sonsuz yürüyüş şeklinde bir yol izlemeye karar verdik. Sonsuz yürüyüş diyorum. Çünkü merdiveni asansöre tercih eden ben bile hayatımda bu kadar bir yerden bir yere yürümemiştim kvlvllş
Öyle de yaptık. Otobüsle zincirlikuyuya geçtk, Orada ben beynimin kaynamışlığından metrobüs istasyonlarını karıştırdım. sonra Söğütlüçeşmede inip Kadıköye yürüdük.
Oh lala.... felaket yorulmuştum. Bunu yolda hiç hissetmedim fakat yatağa yatınca her bir kemiğim birbirinden bağımsızca hareket etti.
Yine de eğlenceliydi diyebiliyorum. çünkü öyleydi kglggş
ERTESİ GÜN DERSE DE KALKAMADIM..
Neyse umarım sonuna kadar yorulmayıp okumuşsunuzdur...... (%1.123456)



14 Ekim 2015 Çarşamba

BİR HAYALPERESTİN GÖZÜNDEN CUMARTESİ..


Merhabaaa... Yine bir cumartesi günü yazısıyla buradayım. Herkesin gün ortasına kadar uyuduğu haftasonunda ben imkanı yok geç kalkamıyorum. Zaten doğal bir alarmım var 8 dedi mi sağolsun beni uyandırıyor... Bu aralar gereğinden fazla rüya görüyorum onun da etkisi olabilir tabi. Erkenden kalktım işte evdekileri de kandırdım vkggll kadıköye indik. Evet tek isyan ettiğim şey her gün bindiğim otobüse haftasonu da binecek olmamdı. Göç ettiğimiz için metroya uzak düşüyorum artık (:(


Kadıköyden tramvaya binerek Moda'ya gittik. Ahhh moda Kadıköy'ün o kargaşasından o kadar uzakki. Huzurun ta kendisi adeta.. Bir kaç adım atınca ülke değiştirmiş gibi oluyorum. Yani o derece her şeyiyle farklı... Bunun derinliğini vurgulamak için kelimelerin içinde boğuldum ^*-*^
Modadaki yoga yapılacak olan yere yürürken adımlarıma bir hafiflik hakimdi... Ruhumun bir parçası ne zamandan beri sabah sporlarına ihtiyaç duyuyordu acaba?  Eski  Moda iskelesinin yanındaki çimenliğe ulaştığımızda artık bir kuş kadar hafiftim. Diğerleri gibi ayakkabılarımı çıkardım ve onlara katıldım. 1.5 saat boyunca hayatımda yapmaya yanaşmadığım hareketler yaptık. Tüm vicudumdaki kaslar ve kemikler bana ya küfretti ya da dua etti orasını bilemiyorum ama bu bana gerçekten iyi geldi. Yoga'ya başlangıç olarak yapılan etkinliğin teması da çok güzeldi.
''Bulutların üzerine çıkmak ve orada kalabilmeyi başarmak'' eğer gökyüzüne ulaştıktan sonra nefesini puf diye bir anda verirsen çıktığın gibi geri inersin. Bunun günlük hayata olan etkileri konuşuldu. Kendimizi mutsuz yapan sadece kendimiziz gibisinden.. Doğru aslında, otobüste yanımda yüksek sesle telefonla konuşan insanı duymazsam sinir olmam. Ya da trafiği görmezden gelirsem..
Ama İstanbul da yaşıyoruz. Londra da değil.. buranın insanı da yolu da, okulu da ay tamam sustum negatif enerji doldu yine her taraf..
Bir ara ay biraz soluklanayım diye gruptan kaçıp çimlere serildiğim bir anda çektim bunu...
Nefesimi iyi kullanıp, vicudumu dengeleyip bitirdim egzersizi... Ama sonunda ne oldu biliyor musunuz? Yine bir bardak kahveyi içiverdim.... Kafein spordan sonra bile benliğimi ele geçiriyor, arınamıyorum :( yine de esnemediğim kadar esnedim yani bu bile yeter bana.....*--*geri dönüş yolunda Kadıköy'e doğru yürürken gerçekten birinin vicuduma mutluluk enjekte ettiğini farkettim. Ben ve Türkiye sınırları içinde yürürken mutlu olmak öyle mi? bunun için Moda'ya ve etkinliğe minnettarım. Bir daha mutluluk ne zamana kısmet bilemiycim.




Bu arada ben İstanbul Kahve Festivali biletimi çoktan aldım. Siz de aldınız mı?
Görüşmek üzereee ^-^